Prof.Tomur ATAGÖK

"YENİ BİR SANAT MÜZESİNE DOĞRU"
Türkiye'de 19.yy'dan günümüze uzanan Batı anlamında önemli örnekleri başta İstanbul'da Mimar Sinan Üniversitesi Resim ve Heykel Müzesi olmak üzere Ankara ve İzmir'deki Kültür Bakanlığına bağlı diğer iki Resim ve Heykel Müzeleri'nin koleksiyonlarında bulunmaktadır. Ancak her üç müzeye giren yapıtların son elli yılın sanat alanındaki üretimini tam anlamıyla temsil ettiği söylenemez. Kültür Bakanlığı'nın sınırlı bütçesiyle iki Resim ve Heykel Müzesindeki sanat koleksiyonlarını günün giderek güçlenen sanatçılarını temsil edebilecek bir aşamaya getirebildiği tartışılır. Mimar Sinan Üniversitesi ise yıllardır kapalı müzesini zorlukla yaşatabilmekte, koleksiyonlarında ancak kendi öğretim elemanlarının eserleriyle desteklemektedir. 20.yy'ın ortalarından günümüze, Türk Sanatı müzelerde toplu olarak görülmediği gibi sanat tarihi açısından da yeterince değerlendirilmemektedir. Türk Sanatının gereksinim duyduğu, araştırma, toplama, koruma, belgeleme ve gelecek kuşaklara aktarmanın yapılabilmesi, varolan müzelerin bu sorumlulukları yüklenmesi ya da yeni müzelerin açılmasıyla olasıdır. Bu gerçek, sanatçı ve aydın sanatseverler tarafından ifade edilse de söz konusu eksiklik toplumun diğer kesimleri tarafından hissedilmektedir. devlet yöneticileri ekonomik kalkınmayı benimserken, sosyo-kültürel kalkınmayı gözardı etmektedir. Koleksiyonların oluşması için devletin ötesinde toplumun bireylerinin günlük yaşam endişelerinin dışında insanı daha onurlu yapacak ve onu geliştirecek manevi değerlere önem vermeleri ve bunları yaşatacak ekonomik güce sahip olmaları gerekmektedir. Müze türlerinin sınırlı kaldığı, Kültür Bakanlığı'na bağlı müzelerin çoğunun arkeoloji müzeleri olduğu bir ülkede müzelerin sorumluluğunun yaşanan ana değil, geçmişe ait olduğunun benimsenmesi yanlış olmakla birlikte doğal karşılanmalıdır. Günümüzün toplumuna ve sanatına kimin sahip çıkması gerektiği, kimin sahip çıktığı tartışmaya açık bir konudur. Buna yanıt, tek tek ya da birlikte sanatçı kesimi, sanat ortamı, sanatseverler, üniversiteler, aydınlar, devlet yönetimi ve halk olabilir. Bugüne kadar yıllarca verilen uğraşıya karşın yeni bir sanat müzesi henüz kurulamamıştır. Bu çabaların aynı zaman birimi içinde sonuca ulaşması beklenmektedir. Anadolu Üniversitesi'nin Çağdaş Sanatlar Müzesi girişimi bu bağlamda önemli bir adımdır.
Müzenin kurulması kadar koleksiyonu, baştan belirlenmiş bir koleksiyon politikası doğrultusunda geliştirmek ve üniversiteye olduğu kadar topluma hizmet verecek bir biçimde yaşatmak başlıca iki konudur. Koleksiyonculuğun ve müzeciliğin temeli olan toplama, nesnelerin bilimsel bir ortamda, akılcı bir değerlendirme ilkeleridiziniyle korunmak üzere biraraya getirilmesidir. Koleksiyon politikası ise müzenin varoluş nedenini, bunu nasıl yerine getirdiğini, sorumluluğundaki eseleri dikkate alarak, profesyonel standartlara dayalı yöntemleri ayrıntılı olarak ortaya koyan belgedir.
Böyle bir politikayla koleksiyonun oluşumu, çerçevesi ve kullanılması konularında biçimleyici tavır ve sınırların başlangıçta konulması gereklidir. Türkiye'de böyle bir sistemin kurulmamış olması devletin bir kültür politikası bulunmamasına bağlanabilse de birçok başka faktörün etken olduğu söylenebilir. Ancak özellikle başlangıç aşamasında bir koleksiyon politikası saptandığında, koleksiyonun amacı kadar gelişim çizgisinin de netleştirebileceği gerçeği önemsenmelidir.
Bugün müzelerin işlevleri üç ana başlık altında toplanmaktadır: araştırma, koruma ve iletişim. Koleksiyon politikası bu üç alanı kapsarken, üniversite müzeleri özelikle araştırma konusunda yoğunlaşmalarıyla dikkati çekmektedir. Müzeler ile akademik araştırmaların yapıldığı üniversitelerin araştırma temeli etkinliklerde buluşması: üniversite müzelerinin kurulmaya başlanması, daha doğrusu müzelerin sanat tarihi, arkeoloji ve antropoloji gibi bölümlerde karıştırma nedeniyle biraraya getirilmiş kültürel nesnelerin bir bölüm ya da üniversite müzesine dönüştürülmesi hiç te yabancı karşılanmamalıdır. Dünya Müzecilik tarihinde, İngiltere'de ünlü Oxford Üniversitesi'ndeki Ashmolean Museum'un British Museum'dan (1753) neredyse yetmiş yıl önce, 1683'te, Amerika'da Harvard Üniversitesin'de Fogg Museum'un 1895'te Yale Üniversitesi sanat galerisinin 1853'te kurulması bilimsel açıdan eğitim kurumlarıyla müzelerin ilk işbirliğinin örneklerini oluşturur. Türkiye'de ise 1937'de Atatürk'ün emriyle açılan İstanbul Resim ve Heykel Müzesi'nin Sanayi Nefise Mektebi'nde (bugünkü Mimar Sinan üniversitesi) diğer yönetimlere bağlı müzelere göre oldukça erken bir dönemde açıldığını söylenebilir.
Kültür ve sanat amaçlı kamu kurumlarının arasında bulunan müzelerin gerçek başlangıçları, 15.yy ortalarına tarihlense de insanoğlunun güzel ve nadir olan yapıtları, doğadan buluntuları ya da yaşadığı evrenin mantığının metinsel ve maddi kanıtları olan herhangi bir sistemin öğelerinin parçalarını incelemek için biraraya getirmesi çok eski dönemlere uzanır. Hem birikimin oluşumu hem de topluma sunumu aşamasında araştırma, tüm müzeciler için diğer etkinliklerin temellendirdiği kaynak olarak belirgin bir sorumluluk alanı oluşturmaktadır. Araştırmanın sonucundaki maddi kanıtlar olan nesneler ve bunlar hakkında yazılı metinlerin bir anlam bütünlüğü içinde olması toplanması kadar iletişimin sağlanmasında bir başka tür araştırma, yani değerlendirme, diğer işlevleri destekleyen, birbirine bağlayan bir unsur olarak önem kazanmaktadır.
Çağdaş Türk sanatının toplu olarak sergilenmemesi kadar onun hakkında yeterli araştırma malzemesi bulunmaması araştırmanın böyle bir müzede rolünü dikkate getirecektir. Özellikle araştırmanın toplama, belgeleme,koruma ve iletişimin kaynağı olması nedeniyle kurulmakta olan müzenin yeni kaynaklar yaratacak yazılı, sözel ve görsel araştırmalara destek olacağını ümit ederken, Prof.Dr. Engin Ataç'ın şahsında tüm üniversite mensuplarını kutlar, başarılar dilerim.

Prof.Tomur Atagök
Kasım 2001